Güneş… Hep doğuyor; sonra yine batıp, yine doğuyor. Doğa bu, kural bu. Önemli olan, gün ışığında olabildiğince fazla durabilmek ve tadını çıkarıp, kahkahalarla gülebilmek.
Uzun zamandır girip de bakmadım bile buraya, neredeyse nasıl girdiğimi unutacakmışım. Yazmayı severdim, hala seviyorum ama kendime yazıyorum artık. Paylaşmak biraz daha abes geliyor. Belki de “yargı” ya da “çevre baskısı” durumu. tabiki gözle görülür, elle tutulur bir durum yok ama insan rahatsız oluyor. sonuçta kişisel yazıyorum.Bir süredir adamakıllı blog da okumuyordum. Biraz biraz başladım. Sonra fark ettim ki yazdıkça rahatlarım ben.
Bayram geldi derken, zamanın azizliğine uğradık yine. Bir diğeri daha bitti. Zaman geçip gidiyor ama hala “naber?” sorusuna “iyilik” deyip geçiştiriyoruz. İyi miyiz, orası bilinmez. Bir şeylerin eksikliği içerisinde çırpınıp gidiyoruz.
Küçükken kardeşler arasında en küçüğü ben olduğum için şanslı olduğum söylenirdi. Hatta bir şeyden yakındığımda “kızım arabayı senle aldık, ne telefon vardı bizim zamanımızda ne bilgisayar. hepsine sen yetiştin ne şanslısın” derlerdi. O zamanlar verebildiğim pek yanıt yoktu. Sonra fark ettim ki şans göreceli bir kavram. Kime göre şans? neye göre şans?
Diğerlerinin mezuniyetlerinde, üniversite kayıtlarında, doğum günlerinde, başarılarında, sevinçlerinde, üzüntülerinde tüm aile birarada olurken, sende durum kopuyor. Herkes ayrı bir yerde. Kopuk kopuk yaşıyoruz artık hayatı. Fotoğraflarda 5 kişi değil de 2 kişi oluyor.Bu mu şans, tartışılır.
Her türlü imkana sahip olma durumu mu, birarada olmak mı deseler ikincisini tercih ederim kesinlikle. Ama insanoğlu işte ne yaşarsak yaşayalım, genelde tatmin olmuyoruz. başka birileri de birinciyi istiyor belki. Hep daha fazlasını istemek olarak nitelendirilemez bu, bir şeyleri tamamlayıp devamını istemiyoruz çünkü. Eksik yerleri tamamlamayı deniyoruz ama imkansıza yakın bir şey aslında istediğimiz. Hayat öyle ya da böyle herkese zor.
(eskiden olsa daha kolay yazardım, duraksamadan, daha net. yapacak bir şey yok bir dahaki sefere. )
Ne zamandır açıp da bakmıyorum bile bloguma. Ancak mailime Choyang ile ilgili yazdığım yazıya yorumlar arttıkça, siteye girme isteğim arttı. Gelmişken, hazır yıllık için de yazı yazmaya alışmışken bloguma da bir şeyler karalayayım dedim. Sonra düşündüm, sınavla ilgili aklıma bazı şeyler geldi. Yanlışlar var ancak “nerde, kimde suç” bilemiyorum. Kimi zaman eğitim sistemimizi suçluyorum, kimi zaman kendimi, kimi zamansa insanların beyinlerine yerleşmiş ve çıkmak bilmeyen düşünceleri.
Bir şekilde açılan blogla uzun süre ilgilenememek…
Aslında yazmayı çok severken, bir türlü fırsat bulamamak. E malum bu sene de sınav var, bu bir bahane değil ancak bu sene bile yeterince ilgilenememişken önümüzdeki yıl ilgilenebileceğimi sanmıyorum. En azından 8-9 ay gibi bir süre blog yazmaya ara veriyorum. Bu süreden sonra geri döneceğim.
Bir şarkıyla başlar her şey. Dinlersin anlamlı gelir sözleri. Dinlemeye devam edersin, aynı zamanda şarkıyı yazan kişinin psikolojisini de anlamaya başlarsın. Ve birden o oluverirsin. Durmadan dinlersin, dinledikçe değişir duyguların.
Bir süre sonra unutursun ya da bıkarsın o parçadan. başka yerde başka durumda duyduğunda aynı anıları tekrar tekrar yaşar gibi olursun. Yazının devamını oku »
Sen!
Karşındakinin seni tanıdığı kadarsın.
Karşındakine kendini tanıttığın kadar…
Onlar seni senden çok bilemeyecekler.
Seninle ilgili kötü konuşacaklar, sen sadece gülümseyeceksin. Onlar bunu, onların düşüncelerinin kanıtı olarak algılayacaklar. Ama bilmeyecekler senin tüm bu saçmalıklara karşılık sadece gülümsediğini!
Birilerinin hayatından gitmesini isteyeceksin, onlar gidecekler. Niye gittiklerini bilmeden… Sana hakaret yağdıracaklar, sen onları üzmemeye çalışırken.
On yıl kadar önce bir gazete ek olarak çeşitli okuma kitapları veriyordu. Çocuklara yönelik olan bu kitaplarda çeşitli olay döngüleri vardı. Ancak normalden farklı olarak bu kitaplarda Yazının devamını oku »
Havalar güzel, bahar geldi. İnsanlar doldurmaya başlıyor parkları, bahçeleri. Yaz yaklaşıyor diye artmakta sevinçleri. Gülümseyen yüzler dolanıyor ortalıkta, buna karşılık somurtanlar da epey fazla. Peki nedir insanları mutlu eden ya da gülümsemekten alıkoyan?![]()

Sınav haftası başlıyor pazartesi. Sonra cuma bitiyor. Böyle daha iyi oldu sanki ama sistemli çalışan için. Günde üç sınav olacak ve biz daha ne olduğunu anlamadan bitecek. Bir de değiştirdiler sınav sistemini. Öğleden sonra YGS ve LYS mantığıyla artık okuldaki sınavlar. Test, bir cevap anahtarı alınıp diğeri verilecek gibi gibi…
İyi olduğuna emin olduğum bir nokta var. İlk dönemki sınavlar sistemsizdi ve bir dersin bir sınavı bittiğinde, diğer dersin ikinci sınavı başlıyordu. Böylece dönem sonuna kadar sürekli sınav. Bu sistem sayesinde her şeyin daha güzel olması dileğiyle.
…Güneydoğu Asya’daki büyük deprem sonrasında sulara kapılan bir anne, kucağındaki iki çocuğundan birini gücü kesilince bırakmak zorunda kalıyor
5 yaşındaki oğlu sulara kapılıyor.
Anne ve kucağındaki yirmi aylık oğlu direniyor.
Mucize eseri, sulara kapılan oğlu da, kocası da sular çekildikten sonra ortaya çıkıyor.
Gazetede bu haberi okuduğumda en çok bir cümleye takıldı aklım; “Yaşadıkları bu olayı ne anne ne de 5 yaşındaki Lachie artık unutabilecek…”
