Gece yarısı ya da sabahın köründe çalan bir telefonla öğrenilir genelde ölüm. Bu zamanlarda çalan telefonu korkarak açmanın temelinde de bu yatıyordur belki. Derin uykuda olsa da insanlar o telefon sesinden ürkerek uyanırlar
Ölüm… Bilimsel olarak doğal bir olay. Canlılar doğar,büyür,gelişir,ölür! Bu doğallık içerisinde nedir insanların kendini bu kadar parçalaması?Merhum yakınlarını rahatlatmak için söylenen sözler de bu yöndedir hep. Ama herkes de bilir ki bu sözler gelir ve geçer. Merhum yakının o an onu düşünecek hali yoktur,düşünmesi de beklenemez. O da bilmiyordur belki neye üzüldüğünü. Belki onu bir daha hiç göremeyeceği için, belki yıllardır yanında olan insanın bıraktığı boşluk büyük olduğundan… Belki de bugüne kadar böyle geldiği için, herkes biri öldüğünde ağladığı için şartlanmıştır. Beklemiyordur belki O’nun gideceğine hazırlamamıştır kendini.
Beklenen ölümler vardır bir de beklenmeyenleri… Beklenenlere de üzülür insan ama çok yaşlıysa,yatalak hastaysa en azından yakınları onun ölümüne hazırlamıştır kendini. Hem onun acı çekmemesi hem de yakınlarının onun o haline üzülmemesi için en hayırlısı ölümüdür. Ancak bir de ani ölümler vardır ki onlar şaşırtır insanı. Üzer. Yakın zamanda çevreden aklıma gelenler var. 5 yaşındaki bir çocuğun otobüsten indikten sonra heyecandan annesinin elini bırakıp otobüsün arkasından geçmeye çalışması ve annesinin gözleri önünde otobüsün altında kalması, gencecik insanların geçirdikleri trafik kazaları sonucu ölümleri, gayet sağlıklı olan insanların bir sabah yatağında ölü bulunması vb… Hepsi olması gerekenler tabi. “O niye öldü?” sorusu sorulmaz bile. Ama beklenmeyen ölümler insanlara gerçekçi gelmiyor. “Yok canım şaka yapıyorsun değil mi?” diyesi gelir insanın. Bir süre geçince ve O’nun gerçekten gittiğini anlarsın!
691 okunma
Ocak 31st, 2010 at 17:10
İşte bu yüzden, şarkılara konu olmuş atasözü var:
“Önce kımıldar hafif bir sancı
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş…”