Son zamanlarda toplumun da farklılaşmasıyla beraber düşünmeye başladım acaba hala ölümüne aşık olan insanlar var mı diye? Çünkü hepimiz de farkındayızdır ki babaannelerimizin, dedelerimizin, annelerimizin, babalarımızın devrinde değiliz. Devir değişti tabi bu konuda suçlayabileceğim biri de yok, belki de normal olan budur.
Geçenlerde yapacak bir şey bulamayınca eski gazeteleri karıştırmaya başladım. (Eski deyince yanlış anlaşılmasın 2-3 aylık gazeteler.) Onlardan birinde rastladığım ilginç haberi paylaşmak istedim. Posta gazetesinin 25 Haziran 2009 tarihli yayınında, ana sayfadaki bir haberdi bu.

Kübra (81)- Abdullah (83) çifti 1945 yılında birbirlerine aşık olmuşlar ve aileleri izin vermediği için kaçarak evlenmişler. Aşkları köyde dillere destan olmuş. Ancak 1982 yılında temizlik konusunda çıkan bir tartışmadan dolayı birbirlerine küsmüşler. Çocukları ve akrabaları ne kadar barıştırmak isteseler de her iki taraf da karşı çıkmış, inat etmişler.
Abdullah amca evlerinin altındaki dükkanda yaşamaya başlamış. Boşanmamışlar ancak 27 yıl boyunca aynı binada olmalarına rağmen hiç konuşmamışlar, barışmaya da yeltenmemişler. Kübra teyze haziran ayının başında rahatsızlanmış. Çocuğu her ne kadar annesine “Ölmeden önce babamla helalleş” dediyse de, Kübra teyze kabul etmemiş.
Kübra, hastalandıktan birkaç hafta sonra vefat etmiş. Eşi… Eşi Abdullah amca ise eşinin ölümünden 2 saat sonra, belki de üzüntüden vefat etmiş.
İki insan sanırım öldükten sonra barıştılar. Küs çift yan yana toprağa verilmiş
Okudum ve bir süre düşündüm. Şu ardı arkası kesilmeyen boşanma haberleri, birbirini sevmeyen insanlarla dolu bir topluluk, “Aşk” ı basite indirgeyen insanlar…
1.075 okunma
Ağustos 25th, 2009 at 00:56
Sevmeseler 27 yıl dururmuydular bilmem. ilginç bir yazı
Ağustos 25th, 2009 at 12:01
Güzel bir yazı olmuş, dediğin gibi şu zamanda kaç kişi gerçekten birbirine aşık olarak evleniyor. Çıkar ilişkisine dönmüş her bişi …
Ağustos 28th, 2009 at 01:36
bu dille başlayan bir sorundu bence. “Aşk” kelimesi de diğerleri gibi değerini yitiriyor. “Aşk”ı sadece iki insan arasında olabilir bir şey olarak gördüğümüz günlerden, “aşk”ı “aşk yapmak”lı anladığımız günlere geliyoruz. bunların ikisi de hatalı. ne “aşk” iki kişi arasındadır, ne de “aşk”, “aşk yapmak”tır. “aşk” bir yaşam biçimidir. içine çaba, savaşçı ruh, barışçıllıktan gelen savaşçı, mücadeleci ruh gibi kelimeleri alır. yani biri eğer ben sana aşığım, aşk sende bana tezahür ediyor diyorsa, ya böyle düşünmüyordur ya da duygu yönünden ufku görememiştir. “aşk” iki kişinin birbiri hakkında hissettikleriyle sınırlandırılacak ufak bir sözcük olamaz. eğer o duygu fakiri kişi aynı zamanda dünyaya, insanlara ve hayata karşı bir aşk besleyebiliyorsa, bir mücadele besliyorsa işte o aşıktır.
evet, toplumca kötü yöne gidiyoruz. artık geçtiğimiz yüzyılın başlarındaki o aşkımız yok içimizde. artık o aşık güzel oğlanlar da yok başımızda bizi yönetsinler. eğitime kaygılı insanların sayısı, futbol yorumu programlarını, acaba altından kaç lira çıkarlı programları izleyenlerden az olmaya başladı mı ülkemizde, çöküş başlar. bu çöküş bizim ülkemizde beraberinde gerçek aşka duyulan özlemi de körükler ama nafiledir, toplum hep bildiğinin dikine gider. yine kişiler değil erkler, elalem ön plana çıkar. mesela “demokratik bir ülke değiliz”ler artar bu zamanlarda. ancak kimse demez, “cümlenin sonuna -iz kullanıyorsun, o siz yani “biz” olmuyor mu? niye hiç kendine sormuyorsun?” diye. çözümü bulan yine o aşık oğlanlar, aşık kızlardır. onlar ülkesine, insanlığa, dinlere, dinlerine, örflerine ve ananelerine hep aşıklardır.
aşkı kaybetmeyelim arkadaşlar.
baharat, tarçın ve buse tadında… selametle kalın, hayırlı ramazanlar, iyi günler…
Eylül 16th, 2009 at 10:33
bu zamanda ölümüne aşklar kalmadı sanırım..